"Benim Anam, Senin Anani Kerhanede Görmüs!"

 

Geçtigimiz yüzyil iki büyük soykirima taniklik etti. Birincisi 1915-1916 yillarinda Osmanli Imparatorlugu'nun Ermeni halkina, ikincisi ise Nazi Almanyasi'nin, ikinci Dünya Savasi' (1939-1945)nda Yahudilere uyguladigi soykirimdir.

Her ulusun tarihinde, utanilacak olaylara rastlamak mümkündür. Önemli olan, bu utançtan kurtulmak için ulusun ne yaptigidir. Bakalim Almanlar ve Türkler, soykirim sonrasi nasil davranmislar, utançlarindan kurtulmak için neler yapmislar?

Willy Brandt, Federal Sansölye oldugu dönemde Polonya'yi ziyaret ediyor. Ziyaret programinda, Nazilerin katlettigi Yahudiler anisina dikilmis bir anitin ziyareti de var. Willy Brandt aniti ziyaret sirasinda, birdenbire diz çöküp, Nazilerin yaptigindan dolayi Yahudi halkindan özür diliyor.

Ancak büyük çapli bir devlet adamindan beklenebilecek bu davranis, Alman ve Yahudi halklari arasindaki psikolojik duvari yikmis, iki halk arasindaki iliskilerin normallesmesine büyük katki saglamistir.

Herkes Willy Brandt'in, Nazi rejimine karsi aktif muhalefet içinde bulundugunu, bu yüzden Almanya'yi terk etmek zorunda kaldigini, Nazi rejiminin yikilisindan sonra ülkesine dönebildigini bilir. Nazilerin yaptiklarindan, O'nun birebir sorumlu tutulmasi mümkün degildir. Ama O, Alman ulusunun Yahudilerden özür dilemesinin gerekliliginin ve Basbakan olarak bu görevin kendine düstügünün bilincindedir.

Bilebildigim kadariyla, hiç bir Alman partisi ya da kurumu, Willy Brandt'in Yahudi aniti önünde diz çöküp Yahudi halkindan özür dilemesini kinamadi. Halk bu davranisa sahiplendi. Kimse O'na "ulusal gururumuzu ayaklar altina aldin" diye serzeniste bulunmadi.

On alti yildan beri Almanya'da yasiyorum. Almanlarin, Nazilerin alinlarina düsürdügü bu kara lekeden kurtulmak için nasil bir çaba içinde olduklarini takdirle izledim. Onlar, Nazilerin yaptiklarini gizlemek diye bir çaba içinde olmadilar. Aksine,bir daha böyle bir rejimde yasamamak, yasananlardan ders almak için her seyi gözler önüne seriyorlar. Alman televizyon kanallarinda, haftada en asagi bir-iki Nazilerin yaptiklarini konu alan filmler gösterilir. Almanya, irkçiligi en büyük tehlike olarak görür. Bunun için Neonazilerle mücadeleye büyük önem veriyor. Irkçilikla mücadele için bütçeye hatiri sayili bir ödenek kondu. Irkçilik ve yabanci düsmanligina karsi, Cumhurbaskani öncülügünde yürüyüsler düzenlenebiliyor.

Almanya, Yahudi soykirimi ayibindan kurutulmak için, geçen yil çok önemli bir adim daha atti. Nazi kamplarinda zorla çalistirilanlara tazminat ödemeyi kabul etti. Bugünlerde ödemenin yol ve yöntemleri üzerinde çalisiliyor. Zorla insan çalistirmanin manevi yükünden kurtulmaya çalisiyor.

Bir de Ermeni soykirimi karsisinda Türk tarafinin tavrina bakalim.

Lozan Baris Konferasi'na katilan Türk delegasyonun baskani Ismet Inönü, Lozan'la ilgili anilarini anlatirken; "Biz ne mazide, ne de Birinci Cihan Harbi içinde Ermenilerle Türkler arasinda geçen hadiselerle herhangi bir ilisigi olmus insanlar degildik. Bahsi edilen hadiselerin tamamiyla disinda kalmis yeni insanlariz. Devletimiz de tamamiyla yeni bir devlettir. Ermenilerle vatandaslarimiz olarak iyi yasamak ve iyi münasebetlerde bulunmak emelimizdir." diyor. (Ismet Inönü'nün Hatiralari, 2.Cilt Sayfa:80, Bilgi Yayinevi 1987)

Ermeni soykirimini uygulayan Ittihat ve Terakki Hükümeti'ydi. Ismet Pasa ve Mustafa Kemal dahil, Türkiye Cumhuriyeti'nin önde gelen kurucularinin tümü Ittihat ve Terakki'nin üyeleriydi. Yeni Türk devleti, hukuksal ve siyasal açidan Osmanli Devleti'nin devamiydi. Osmanli Devleti'nin borçlarini O ödedi. Yenileri yapilincaya ve degistirilinceye kadar, tüm Osmanli yasalari geçerliligini korudu. Osmanli devrinden kalan Memurin Muhakemat Kanunu (Memurlarin Yargilanmasiyla ilgili Yasa) daha geçen yila kadar yürürlükteydi.

Iste size soykirim konusunda iki devlet adami Willy Brandt ile Ismet Inönü'nün farkli yaklasimi. Birincisi: mücadele ettigi Nazi rejiminin Alman ulusu adina sorumlulugunu yüklenen çözümcü, siyasal ve ahlakî tavir, ikincisi üyesi oldugu Ittihat ve Terakki'nin yaptiginin sorumlulugundan dahi kaçan, çözümden uzak bir tavir. Bu, tarihi boyunca Türk devletinin, politikacilarinin, "aydinlarinin" resmi tavri oldu hep. Iste bu inkârci tavirdir ki; Türk devletini seksen bes yil sonra bile Ermeni sorunuyla ugrasmaya mecbur ediyor.

Bildiginiz gibi geçen yil Fransiz Parlamentosu, 1915 yilinda yasanan olaylari soykirim olarak kabul eden bir karar aldi. Sanki at kaçti palan düstü. Türkler, Fransiz mallarini boykota basladilar. Fransiz sirketleri Türkiye'deki bazi ihalelere sokulmadi. Basin sömürgeci Fransa'nin geçmisteki suçlarini sayip dökmeye basladi. Bir grup parlamenter, Büyük Millet Meclisi'ne önerge vererek; "Fransa'nin Cezayir Kurtulus Savasi sirasinda Cezayir halkina karsi soykirim suçunu islediginin" karar altina alinmasini istedi. Önerge veren bu milletvekillerinin, Cezayir sorunu 1957 yilinda Birlesmis Milletler'de görüsüldügünde, Türkiye'nin Fransa lehinde oy kullandigindan, Cezayir'deki Fransiz soykirimina dolayli yoldan ortak oldugundan herhalde haberleri yoktu! Gazetelerin yazdigina göre; 14 Temmuz'da kutlanan Fransiz Milli Günü'ne, Türk tarafi bir protesto olarak en düsük diplomatik seviyede katilmis..

Sorun, Türkiye'nin Cezayir aleyhinde oy verip vermemesi degil. Sorun, kötülüklerde emsal aranmasidir. Kürt sorununda, iskence konusunda, irkçilikta ya tarihte kalmis ya da aykirilik teskil eden örnekleri, öne çikarilip Türkiye'nin, Türk tezlerinin hakliligi kanitlanmaya çalisiliyor.

Ne Cezayir'deki katliami, ne Amerika'da Kizilderililere uygulanan yok etmeyi, ne bir halkin dilinin yasaklanmasini, ne de bir polisin herhangi bir kisiye iskence etmesini hos görmenin olanagi yok. Ancak sen kalkip; "bak oralarda bunlar yapiliyor " diyerek kendine haklilik payesi çikarirsan, o zaman bizim taraflarda çok kullanilan su söz tam sana uyar: Benim anam, senin anani kerhanede görmüs!

Rusen ARSLAN 15.Temmuz 2001