"Bizimkiler Gürcüler, Ötekiler Kürtler..."

 

TRT-INT'te her pazar yayinlanan Pazar Panorama'nin 21 Ekim'deki programina Disisleri Bakani Ismail Cem de konuk edilmisti. Kendisiyle güncel konular üzerinde bir söylesi yapildi. Dogal olarak en önemli konu, Afganistan'a karsi baslatilan savasti. Teröre karsi baslatilan savas, çok yönlü etkilere ve sonuçlara sahip olma özelligi tasiyor.

 

Öyle anlasiliyor ki, savas yalniz Afganistan ile sinirli kalmayacak. Savasin siçramaya en yakin oldugu yer ise Kafkasya. En basta Türkiye olmak üzere, bir çok bölge ülkesi bu tedirginligi yasamaktadir. Rusya, Gürcistan'i "Çeçen direnisçilerine destek olmakla " suçladi. "Gürcistan'in bu destege devam etmesine sessiz kalmayacaklarini" açikladi.

 

Gürcistan ise Rusya'yi "Abazhalilari desteklemekle suçluyor.

 

11 Eylül'de Amerika'da gerçeklestirilen terör saldirisindan sonra, uluslararasi planda terör ticareti basladi. Bir çok ülke, teröre girip girmedigine bakmaksizin, karsi karsiya oldugu ve çözmek zorunda bulundugu siyasal sorunlarini, aralarindaki hesaplasmalari gündemlestiriyorlar. Türkiye'nin Kürt sorununda ayni yönteme yeltenmesini, www.kurdinfo.dk da yayinlanan 24 Eylül 2001 tarihli Terör ticareti ya da sinekten yag çikarmak adli makalemde deginmistim. Simdi de Kafkasya'daki hesaplasma ve biz Kürtler için ögretici olacak Türk yaklasimina deginmek istiyorum.

 

Konuya girmeden önce Gürcistan-Abazhya sorununun ne olduguna deginmekte yarar var.

 

Abazhya, Gürcistan resmi sinirlari içinde olan ve Birlesmis Milletler Gürcistan Askeri Gözlemci Misyonu (UNOMIG)nun tahminlerine göre, bugün içinde 230 bin kisinin yasadigi küçük bir Kafkas ülkesi. Bunun 90 bini Abazhalar, 50 bini Ermeniler, 40 bin Ruslar, 40 bini Gürcüler, 3 bini Rumlar ve 7 bini de diger gruplardan olusmaktadir. (Kaynak : http://www.byegem.gov.tr/)

 

Abazhya 300 yil Osmanli Devleti'nin egemenligi altinda yasadi. 1877-78 Osmanli-Rus savasinda yenilen Osmanli'lar, Kafkaslari terk etmek zorunda kaldilar. Yenilgi sonrasi Kafkasya'dan büyük bir göç yasanmistir. Bugün Türkiye'de yasayan ve sayilarinin 7 milyon oldugu tahmin edilen Kafkas kökenlilerden 500 bin kadari Abhazadir. Yukarida verilen rakamlara dikkat edilirse, Abazhya'da yasayan Abazhalarin bes misli Abazha Türkiye'de yasamaktadir. (Kaynak: Özdemir Özbay, Nart Dergisi, Sayi 3, 1997)

 

Abazhya, Sovyetler Birligi'nin kurulmasindan sonra, 31.Mart 1921'de bagimsizligini ilân etmistir. Önceleri taninan bagimsizlik, kendisi de Gürcü olan Stalin'in çabasiyla, 1922 yilinda anlasmali federatif statüyle Gürcistan devletine baglanmistir. 1931 yilinda ise "Karsilikli Anlasma ve Özel Ittifak" tek yanli bozularak, Abazhya'nin statüsü özerklige indirgenmistir.

 

Bu tarihten sonra Abazha'yi gürcülestirme politikasinin yürürlüge konuldugunu görürüz. Biz Kürtlerin yakindan yasadiklarinin benzerini Abazhya'lilar da yasadi. Aydin ve elit kesimin yok edilmesi, Abhaz halkinin sürgünü, Gürcülerin Abazhya'ya yerlestirilerek çogunluga geçmeleri, okullarin kapatilmasi, yerel cografi adlarin degistirilmesi, alfabenin yasaklanmasi gibi irkçi uygulamalarin hepsi yapildi. Bunun ideolojisi de olusturuluyordu. Devlet yönetiminde yayinlanan Literaturili Sakartvelo - Gürcü Edebiyati gazetesinde; "Gürcistan'da Gürcülükten baska bir sey olmamalidir. Gürcistan'da Gürcü olmayan da Gürcüdür. Gürcüce konusmali, gürcüce yazmalidir. Her insan Gürcü kültürü ile yetismeli, Gürcü gelenek ve görenekleri ile yasamalidir..." (Özdemir Özbay'in makalesinden) Görüldügü gibi Gürcüler de Ismet Inönü'ler, Mahmut Esat Bozkurtlar yetistirmede, hiç te Türklerden geri kalmamislar.

 

Abhazya, 25. Agustos 1990 günü bagimsizlik karari alarak, egemen bir Sovyet cumhuriyeti olarak Sovyetler Birligi içinde kalacagini açiklamistir. Gürcistan ise, 1991 yilinda ilân ettigi bagimsizlik üzerine yaptigi anayasada, Abazhya'nin siyasal ve hukuksal statüsüne yer vermemistir. 1992 yazinda taraflar arasinda savas basladi. 27 Temmuz 1993 tarihinde ise ateskes yapilmis ve BM Gürcistan Askeri Gözlemci Misyonu (UNOMIG) olusmustur. Yine taraflarin talebi üzerine Haziran 1994'te Abazhya'ya Bagimsiz Devletler Toplulugu (BDT) gücü konuslandirilmistir.

 

Gerek Gürcistan ve gerekse Abazhya, Orta-Asya ve Hazar petrollerinin geçis yollari üzerinde son derece önemli stratejik bir konuma sahip bulunmaktadirlar. Türkiye ve Rusya arasinda petrol boru hatlarinin güzergâhiyla ilgili büyük bir rekabetin yasandigi sir degildir. Ermenistan ile her türlü iliskiyi kesmis Türkiye için Gürcistan, stratejik bir komsu konumundadir. Gürcistan olmadiginda, Türkiye'nin Baku-Ceyhan petrol hatti projesi bir sifirdan ibaret olacaktir. Dikkat edilirse, Türkiye'nin Gürcistan ile olan iliskilerinin, Türki cumhuriyetlerle olandan kat kat ileri oldugu görülecektir. Örnegin TSK web sitesindeki bilgilere göre; Gürcistan'daki Marneuli Havalimani Türkiye tarafindan onarilmis ve orada Türk Silâhli Kuvvetleri için irtibat bürosu yapilmistir.

 

11 Eylül'deki terör saldirisindan sonra Afganistan'da baslayan savas, Afganistan'la sinirli kalacaga benzemiyor. Bana göre savasin genislemesi durumunda, zaten sicak bir konumda bulunan Kafkaslar, daha da sicak konuma gelecektir. Teröre karsi savas, 2. Dünya savasi sonrasi Postdam ve Yalta'da olusturulan ve bugün artik ortadan kalkmis "denge", yeni aktörlerle yeniden olusturularak son bulacaktir.

 

Paylasacak kozlari olan bazi devletler, durumu firsat bilip güçlerine göre kozlarini paylasmak istiyorlar. Rusya için, petrol güzergâhi üzerinde olan Çeçenistan sorununun istedigi biçimde üstesinden gelmek ve Kafkaslar'da nüfuzunu artirmak baslica amaç. Kürt paranoyasindan kurtulamamis Türkiye ise, Kürt halkinin ulusal demokratik mücadelesini toptan terörist kabul ettirme gayreti içinde. Öte yandan savasin Kafkaslara ve Irak'a siçramasinin korkusu, uykularini kaçiriyor.Bu kritik durumda ekonomik kriz, tam da yakasina yapisacak zamani buldu!

 

Konuyu dagitmamak için biz yine Kafkaslara dönelim. Türkiye, Kafkasya'daki genisleyen bir çatismanin, dengeleri degistireceginin, Rusya'nin Kafkasya'daki etkisini daha da artiracaginin bilincindedir. . Bundan dolayi Türkiye için Kafkaslarda barisa ve barisçi çözümlere ihtiyaci vardir. Bunu barisçi oldu için degil, böyle çözümün çikarina olmasindan istemektedir. Eger barisçi olsaydi, Kürt sorununun çözümünde barisçi yöntemlere basvurdu.

 

Tabi isin bir de sosyal-psikolojik ve siyasal yani vardir. Türkiye'de hem Abazhalar ve hem de hatiri sayilir miktarda Gürcüler yasamaktadir. Dogustan muhalif Kürtler, basina bela olmus kökten dinciler, hosnutsuz alevi kitlesi yaninda, bir de her zaman Türk devletinin sadik tebaasi olmus ve gönüllü Türklesmis Kafkas kökenli halklari küstürmemek gerekiyor..Ekonomik ve siyasal çikarlar gözetilirken, isin bu yani da ihmal edilmemelidir.

 

Nitekim, 18 Haziran 1999 tarihinde Istanbul'da Birlesmis Milletler Genel Sekreteri'nin Abhazya Özel Temsilcisi'nin baskanliginda, Gürcistan ve Abazhya temsilcilerinin katildigi toplantiyi ve açilis oturumunda Türk Disisleri Bakani Ismail Cem'in konusma yaptigini haber eden Basin-Yayin Enformasyon Genel Müdürlügü Bülteni; " Türkiye'nin Avrasya bölgesinde bati ile dogu arasindaki önemli konumuna dikkat çekerek, ülkemizin Kafkasya'nin sorunlarini göz ardi edemeyecegini, ülkemizde Kafkasya kökenli vatandaslarimizin yasiyor olmalarinin Türkiye'nin bölge sorunlarina önem vermesinin nedenlerinden biri oldugunu, öte yandan, Kafkasya'da istikrar ve güvenligin saglanmasi ile beraber bu bölgenin önümüzdeki yüzyilin en önemli geçis koridorlarindan biri haline gelecegini vurguladigini" belirtiyor. (Yil 15, Bülten No: 21)

 

Ismail Cem, yukarida anilan televizyon programinda Istanbul'daki toplantidan uzun uzadiya söz etti. Hatta bu toplantiya, "Türkiye'deki yasayan Gürcü ve Abazha kökenli Türk yurttaslarindan temsilci olarak katilanlarin da oldugunu" söyledi. Bunlar, taraf heyetlerine "Türkiye'de Abazha ve Gürcü olarak nasil bir arada yasadiklarini, aralarinda hiç bir sorun olmadigini, onlardan da aralarindaki sorunu barisçi yöntemlerle çözmelerini beklediklerini" söylemek misyonu ile görevli olduklarini belirtti. Türk yurttasi Gürcü ve Abazha temsilcilerin katilisina yorum getirirken de aynen söyle dedi: "Onlar bizimkiler".

 

Ismail Cem bunlari söylediginde kendi halkimi, Kürt halkini düsündüm. Güney'deki Kürtlerin devlet ilânini casus belli (savas ve müdahale nedeni) sayan, kendi vatandasi olan 20 milyon üzerindeki Kürdü yok sayan, onunla sorunun çözümü için yol aramayan, Kürt partilerini, kuruluslarini yok sayan Türk devletine göre biz neyiz? Soru, cevabini da içinde tasiyor. Biz Kürtler ötekiyiz.

 

Öteki olana da, öteki olusuna göre siyasi durus belirlemek düser.

Rusen Arslan

 

Almanya, 11.11.200