|
"Depremler Bana Hep Cevdet Sunay'i
Hatirlatir"
Her olay insana bir seyler çagristirir. Nedense
depremler bana hep Türkiye'nin 5. Cumhurbaskani Cevdet Sunay'i
çagristiriyor. Afyon'un ilçelerinde meydana gelen deprem, yine Sunay'i
hafizamda canlandirdi, beynimin merkezinde oturttu. Ne yapsam kurtulamiyorum.
Gazetelerde, televizyonlarda deprem haberleri bu yogunlukta sürdükçe, Sunay'dan kurtulusum yok. Galiba benimkisi psikolojik
bir takinti. Buna adiyla saniyla "Sunay takintisi" diyebilirsiniz.
Depremle ilk kez henüz çocukken 1948'de tanistim. Bir
gece yarisi "zelzele oluyor" feryadiyla yataktan kaldirilisimi, ablamin
sirtinda delicesine evden kaçisimizi hiç unutmadim. Sonralari, depremle hep
kader birligi yapmis Varto'nun yerle bir oldugunu ögrenmis olacaktim.
Günlerce disarida, evimizin karsisinda olan dagin eteginde yatmistik.
Bereket mevsim yazdi.
Disarida yatmamiza karsin, korkum bir türlü
dinmiyordu. Yattigimiz dagin eteginde, beyaz bir çakmur kaya vardi.
Geceleri ay isiginda parlayip dururdu. Meret tam da benim yatagimin
hizasindaydi. Sonralari heyelanin çaya sürükledigi bu kayanin, yeni bir
depremde üzerime yuvarlanacagindan korkuyordum.
Mus'ta sik sik deprem oldugundan, depremle birlikte
yasamaya alismistik. Evde nüfus çogalinca, babam evin üstüne kerpiçten bir
kat daha yaptirmisti. Ben üst katta yatardim. Deprem olunca alt kattakiler
çaya, biz üstekiler ise, mahalle içindeki bos arsaya dogru kaçisirdik.
Bu kez de çakmur kayadan korkmanin yerini minareden
korkmak almisti. Hep kendi kendime; "bu minare yikilirsa, ne bos arsadaki
bizlerin ve ne de evimizin kurtulusu vardir" derdim. Bereket versin ki,
Haci Seref Camisi'nin minaresinde "iman harci" fazlaydi ve bugünkü
minarelere benzemiyordu. Depreme ve benim korkuma inat, halen dimdik ayakta
duruyor.
Lise son siniftayken, kis boyunca art arda deprem
oldu. Bir gece Fevzi adli bir arkadasimla, babamim çalistirdigi otelde
otururken, siddetli bir depremle sarsildik. Kendimizi disari atinca, ilk isimiz Fransizca hocamiz Birsen
Hanim'a bir sey olup olmadiginin telasina düsmek oldu. Hizla O'nun evine kostuk.
Evini saglam ve kendisini sag görünce rahatlamistik. Sira
ailelerimizin akibetini ögrenmeye gelmisti.
Deprem yine Varto'yu vurmus, bir kaç köy yikilmisti.
Depremle bunca hasir nesir olunca, en ufak depremi de
hisseder olmustum. Yillar sonra Almanya'da gündüz meydana gelen bir
depremde, oturdugumuz en üst kattan, merdivenleri delicesine kosarak
kendimi disari atmistim. Depremi benden baska duyan olmamisti. Benim
telasli kaçisimi gören komsular, ya delirdigimi ya da birinin beni
kovaladigini sanmis olacaklardi. Ertesi gün gazeteler, Almanya'da deprem
oldugunu yazmisti.
1971 Mayis'indaki Bingöl depremini, Istanbul
Sansaryan Han'da hücrede bulundugum sirada, polislerin kendi aralarindaki
konusmalarindan ögrenmistim. 12 Mart'in balyozunun üzerine bir de Bingöl
depremi binmisti.
Bende en derin iz birakani 1966'daki Varto
depremidir.O yil üniversite yaz tatilini Mus'ta geçirmistim. Döndükten bir
gün sonra deprem oldu. Varto yerle bir olmus, binlerce ölü ve yarali vardi.
Muslu üniversite ögrencileri olarak neler yapabilirdik? Hemen organize
olup, devlet organlarinin, politikacilarin ilgilerini Varto'ya yöneltmeye
çalistik. Hatta ana muhalefet partisi CHP'nin o günkü lideri Ismet Inönü
ile görüstügümüzü ve "meclisin olaganüstü toplanarak Varto için özel bir
yasa çikarmasina" destek olmasini istedigimizi hatirliyorum.
Gerçi bizler "deprem orada, Sunay nerede?" (4.2.2002
tarihli Hürriyet Gazetesi, Emin Çölasan: "Deprem Orada, Sezer Nerede?" )
diye tempo tutmamistik. Yine de o günkü Cumhurbaskani Sunay Varto'ya gitmek
istemisti. Biz üniversite ögrencileri, "Koskoca Cumhurbaskani Varto
depremzedelerinin dertlerini dinlemeye gidiyor" diye sevinmistik. Aslinda
bizimkisi sevinmekten çok, disimizda gelisen bu gidisten paye çikarmakti.
Artik "çalismalarimiz semeresini verdi
Cumhurbaskani'ni Varto'ya
gönderdik" diye caka satabilecektik.
Sunay Varto'ya gitti. Açlik, sefalet, yokluk içindeki
depremzedeler, Sunay'a yüksek sesle taleplerini iletmis ve protestoda
bulunmuslardi. O günkü gazetelere yansidigina göre, protestolara sinirlenen
Sunay, Varto'lulara olan tepkisini; "insan azmanlarindan hayvani sesler
geliyor" diyerek göstermisti. Biz de bir bildiriyle O'nu kinamistik.
Sunay'in spontane söyledigi sözler, O'nun bu halka ne
gözle baktiginin göstergesiydi. Daha sonra yayinlanan eserlerde, O'nun,
Kürt halkinin ne kadar bilinçli bir düsmani oldugunu ortaya koymustu. (Bkz.
Rusen Arslan: www.kurdinfo.dk Devlet Kürt halkini kazanabilir
mi?)
Yanilmiyorsam
Varto depreminden bir yil sonraydi. Mus'un Sironk köyünde bir kiz
kaçirma olayi olmustu. Köyde Karadeniz Bölgesi'nden getirilip iskân
edilenler de vardi. Köyün yarisi Kürt diger yarisi da Laz (Karadenizlilerin
hepsine toptan Laz denildigi için, bu deyim gerçegi karsilamazsa da yazida
kullanildi)di. Kürt gençleri bir Laz kizini kaçirmislardi.
"Keçinin eceli gelince, çobanin sütünü döker"
örnegindeki gibi, Sironk'lu gençlerin kaçirdigi kiz Sunay'in akrabasi
çikmasin mi? Kizi aramak bahanesiyle Mus Ovasi'na komando salindi. Köyler
basilip insanlar olmadik iskencelerden geçirildi. Kiz bulunup ailesine
teslim edildigi ve kizi kaçiranlar tutuklandigi halde, komando zulmü son
bulmadi. Sunay'in hirsi dinmemisti.
Sunay'in Cumhurbaskanligi döneminde, silâh arama bahanesiyle, Mus
köylerine komando baskini rutin hale geldi. Eline kendisini depremde protesto edenlerden, amcazadesinin kizini
kaçiranlardan hesap sorma kozu geçmisti ve bunu acimasizca kullaniyordu.
Aradan yillar geçmisti. Mus'ta avukatlik yaptigim
sirada, iki köylü büroma gelip bana bir ceza davasi vermek istemislerdi.
Ercis Agir Ceza Mahkemesi'nde görülen ve saniklarinin tutuklu oldugu dava,
Sironk'taki kiz kaçirma davasi olmasin mi? Aileleri, "Sunay'in baskisiyla
verilecek cezalarini çekmis çocuklarinin tahliye edilmedigini" iddia
ediyorlardi.
Davayi sartli alabilecegimi söyledim. Kiz kaçirmaya
karsi oldugumdan, müvekkillerimi bu açidan savunamazdim. Ama, "Sunay'in
mahkeme üzerindeki baskisini kirip, çocuklarinin tahliyelerini saglamak
görevini yüklenebilecegimi" bildirdim. Ne de olsa, serde devlet muhalifligi
vardi. Zaten bu yüzden bana gelmislerdi.
Bu davada Ercis Agir Ceza Mahkemesi'yle hayli
cebellesmis, alacaklari cezayi fiilen yatmis müvekkillerimi salivermeyen mahkeme
heyetini reddetmistim.
Varto depreminden bu yana 36 yil geçti. Halen ilçe
merkezinde osun, köylerde olsun yüzlerce aile deprem barakalarinda yasamaya
mahkûmlar.Bugüne degin kalici konutlar yapilmadi. Bunu nasil
açiklayabiliriz? "Kaderde, kivançta ve tasada ortak" olmadigimiz kesin
olmasina kesin de; ben yine bunu Sunay'in vasiyetine bagliyorum. Hani bende
Sunay takintisi var ya
Afyon'daki
depremzedelere geçmis olsun ve onlara sahip çikilmasi dilegiyle
Rusen Arslan 08.02.2002
Bu yazi http://www.kurdinfo.dk/
'da yayinlanmak üzere yazilmistir
|