"Yerel Seçimler"

 

27 Mart'ta Türkiye'de seçimler yapilacak. Bu seçim önce­kilerine benzemiyor. 27 Mart'a dek geçecek süreyi ve seçim sonuçlarini, basta Türk Hükümeti ve ordusu olmak üzere, siyasal partiler, Yüksek Seçim Kurulu, Kürt ve Türk halki, adaylar, seçmenler, sonuçta herkes merakla bekliyor..

Bu seçimin diger seçimlere benzemediginden söz ettik. Benzemezligi yaratan sey, Kürt faktörünün isin içine girmis olmasidir.

70'li yillara dek, genel seçimler olsun, yerel seçimler olsun; devletin resmi ideolojisine göre sekillenmis partiler arasinda bir yarisma olarak geçerdi. 1960 ve 70 sonrasi sosyalist partilerin seçime girmis olmalari bu gerçegi degistirmiyor. Bu partilerin de, devletin resmi ideolojisi olan Kemalizmin ne denli etkisi altinda olduklari bilinirdi.

70 sonrasinda ise, Kürt yurtseverligini öne çikararak seçimlere katilan adaylar ortaya çikmaya basladi. Bunlar, var olan siyasi partilerden aday olabildikleri gibi, bagimsiz da aday oluyorlardi.

1973 yili yerel seçimleri yapilisinda Mus'ta avukatlik yapmaktaydim. Bir çok yurtsever arkadasa, il genel ve belediye meclislerine aday olmalarini önerdik. Çogu seçimleri kazandi. Bir arkadasimiz Belediye Baskan Vekili oldu. Belediye Meclisi, görev bölümü yaptiktan sonraki ilk toplantisinda, Cumhurbaskani Cevdet Sunay'in adinin verildigi bir mahallenin adini degistirdi. Meclis kararinin gerekçesi; "halkimiza açikça düsmanlik etmis birinin adinin, ilimizdeki bir mahalleye verilmesinin yakisik almayacagi" idi.

Il Genel Meclisi'nde kazanilan etkinlik nedeniyle, anti-Kürt unsurlarin yillar yili süren Il Daimi Encümen üyeligi saltanatlari son bulmustu.

Devletin, Mus'taki seçim sonuçlarindan ne denli rahatsiz oldugunu gözlemleme olanagini bulmustuk. Henüz belirgin bir ayrilik ve kopus olusturmadigi halde; devlet, seçim sonuçlarini bir türlü içine sindirememisti. Bunu her somut olaydaki tavriyla belli ediyordu.

Baska alanlarda da seçime giren yurtsever adaylar vardi. 1977 seçimlerinden sonra, bu durum daha bilinçli ve organizeli bir hal aldi. Diyarbakir'da Mehdi Zana'nin, Agri'da Urfan Alpaslan'in kazanmalari buna örnek gösterilebilir

Seçimler, halktaki yurtseverlik potansiyelinin akmak için buldugu bir mecradir. Bu konuda 70'li yillarin öncesine de gitmek mümkün.. 1966 Senato üçte bir yenileme seçimlerinde 49'lardan Ziya Serefhanoglu, bir Kürt yurtseveri ve bagimsiz

aday olarak seçimlere girdi ve Bitlis'ten senatör seçildi. Yine Yusuf Azizoglu'nun genel baskani oldugu Yeni Türkiye Par­tisi, Türkiye genelinde etkinligini yitirmis oldugu halde, sirf Kürtlerin yönetimindeki bir parti görünümü nedeniyle, Kürdistan'daki illerin bazilarinda ful liste çikariyordu.

1970'li yillarda seçimlere giren Kürt faktörü, özellikle seçimlerde önemli bir nitelik ve boyut kazanmistir. Ulusal bilincin Kürt halki açisindan vardigi nokta; kendisi için kendisini yönetmedir. sayet demokratik bir seçim yapilmis olsaydi, Kürt halki, ileride kendisini yönetecek nüveleri bu mahalli seçimde çikaracakti.

Türk devleti, bu korkuyu yüreginde tasidigi için, yerel seçimlerde halkin gerçek iradesinin ortaya çikmamasi için elinden geleni ardina koymuyor. Neredeyse yakmadik, yikmadik köy koymadi.. Seçim yasasini degistirdi. Hem de öyle degisiklikler getirdi ki, bu seçim basindan beri saibeli hale geldi. Adaylar tehdit ediliyor. Kürt Halki'nin demokratik haklarini savunan DEP'e saldirilar alabildigince sürüyor. Parti merkezleri bombalaniyor, evler basilip Genel Sekreter kursunlaniyor. Aday olanlar gözaltina alinip tutuklaniyor.. DEP, yasalarin sagladigi haklarin birçogundan yararlanamiyor..

 

Devlet, DEP'in ve diger yurtsever Kürt adaylarin seçilmemesi için hukuk tanimaz bir pervasizlik ve uygulama içindedir. Yaptiginin siyasal ve hukuksal ifadesi, tami tamina terördür. Siyasal ve askeri yöneticileriyle bu yönetim, Kürt halkina karsi insanlik suçu isliyor. DEP'in, diger siyasal Kürt güçlerinin, aydinlarinin baris çagrilarina kulaklarini tikamakla; yalniz Kürt halkina degil, Türk halkina karsi da suç isliyor.

Devlet, DEP'e, yurtsever adaylara, halka baski yaparak; halkin gerçek iradesinin ortaya çikmasini engellemek istiyor. Dünyanin bir Kürt partisi olarak tanidigi DEP'in, az oy almasini saglamak, sonra da bunu propaganda araci olarak kullanmak istiyor. Amaci, "Kürt halki adina ulusal demokratik mücadele verdigini iddia eden bu partiyi Kürtler desteklemedigi" mesajini dünyaya vermektir.

Devletin amacini iyice teshis etmek, ona uygun gerçekçi politikalar üretmek gerekir. Bunun basinda DEP'in yerel seçimlere yalnizca belli pilot bölgelerde seçime girerek seçimi boykot etmesi gel­mektedir. Bu konuya yine dönecegiz.

Seçimlerde Kürt faktörü içindeki özgün bir durum da, PKK'nin T.C.ne karsi yürüttügü ve onuncu yilina varan savastir. Seçimler, savasin siddeti içinde yapilacaktir. Kürt tarafinin "seçimin siddet ortamindan uzak yapilmasi" önerisi, PKK'da olumlu yanki yaptigi halde, devlet kulaklarini tikamayi yeglemistir.

PKK'nin ise, Türk basinini ve siyasal partilerini yasaklama karari vardir. Eger olaganüstü bir degisiklik olmazsa; bu seçim, Türk tarihine kanli seçim olarak geçecege benzer. Seçime kirk günden fazla bir zaman var. Eger kalmissa sagduyunun son kirintilarini da hayata geçirip, geri dönülmesi mümkün olmayan zararlarin önünü almak gerekir

Neler yapilabilir?

Kürt ulusal bilinci, yukarida da deginildigi gibi, kendisi için kendisini yönetme asmasina ulasmistir. Ulusal bilinçte bu derece yogunlasma meydana gelmisse; o, artik maddi bir güce dönüsmüs demektir. Bundan geri dönüs olamaz. Bunca baski, zulüm, caza evleri, yargisiz infazlar, kontr-gerilla cinayet­leri, askeri darbeler, sikiyönetim, olaganüstü halin hiç birisinin, ulusal bilinci geriletmeye gücü yetmedi. Yetmez de..

O halde devlet, sapkasini önüne koyup iyice düsünmelidir. Kürt sorunun barisçi yollardan çözümü için adim atmali, en basta seçimlerin barisçil ve güvenlikli ortamda geçmesini saglamalidir. Karsilikli ateskes ve Devlet'in, Kürt kimligini tanimanin gerektirdigi yasal düzenlemelere girismesi, bir anda tüm ülkeye baris getirecektir.

Ne yazik ki devleti yönetenler, yöntem olarak kanli ve silâhli "çözüm" yolunu önlerine koymustur. Seçimler bu ortamda yapilacak. Böyle bir ortamda yapilacak seçim mesru olamayacagindan, var olan sorunlara bir yenisi daha eklenecek­tir. Simdiki iktidar seçimlerde büyük oy kaybedecek ve Koalisyon Hükümetinin mesrulugu tartisilacaktir. Üstüne üstlük Kürdistan'daki seçimin tümden mesrulugu tartisma konusu yapilacak, iktidar koltugu daha bir igneli hale gelecektir. Igne üzerinde oturarak devlet yönetilemez.

Seçimlerde Kürt tarafina da büyük sorumluluklar düsüyor. Ülkemizin, halkimizin ve ulusal kurtulus mücadelesi­nin vardigi boyutlar gerçekçi bir degerlendirmeye tabi tutularak tavir olusturulmalidir.

Bunun basinda seçimleri bir referandum gibi göstermekten dikkatle kaçinmak geliyor. Bilindigi gibi referandum, demokratik bir müessese olup, demokratik bir ortamda yapilir. Hangi açidan ele alinirsa alinsin; Kürdistan'da bugün demokrasinin zerresi yok­tur. Böyle bir ortamda yapilan seçim, ne halkin gerçek iradesini yansitir, ne de bir referandum olusturur. Devletin seçimleri referanduma dönüstürme istegine alet olunmamalidir.

Legal bir parti olan DEP'in, devletin baski ve oyunlarini bosa çikarmaya gücü yetmeyecektir. Devlet, zorbalik ve seçim sandigi hileleriyle DEP'in gerçek gücünden daha az oy almasini saglayacaktir. Bunu özellikle kirsal kesimde, küçük kasaba ve ilçelerde daha rahat yapacaktir. Bu durumda DEP imaj kaybina ugrayacaktir. Devletin istegi de budur. En dogrusu DEP'in seçecegi bir-iki büyük merkezde seçime girmesi, diger yerlerde ise seçimi boykot etmesidir. DEP böyle bir tercih yaparsa, seçime girecegi yerde, tüm yurtsever kesimin oylarini topar­layabilecek yetenekli ve güvenilir adaylar çikarma yükümlülügünü gözden irak tutmamalidir.

DEP'in bir-iki büyük merkez disinda seçimi boykot etmesi, alani devlet partilerine, devlet yanlisi adaylara açmayacak midir? Teorik olarak öyle. Pratikte ise devlet, DEP'in önünü zaten tikamistir. Sonuç ayni yere variyor. DEP alani bos birakmamak için, ya her yerde seçime girerek Kürdistan'daki seçimleri mesrulastiracak, ya da pilot bir-iki alan disinda seçimi boykot edecektir. O zaman da seçimlerin mesrulugu tartisilacaktir. Her iki tezin de kanitlari epeyce güçlü. Kanimca en gerçekçi olani istisnali boykottur.

DEP'in boykot karari siyasal bir tavir olacaktir. PKK'nin geçtigimiz yaz almis oldugu, devlet partilerini yasaklama karari da, siyasal bir tavirdir. Bunun yanlis veya dogrulugunu degil, önümüzdeki seçimler açisindan siyasal sonuçlarini irdelemeye çalisacagim.

DEP'in seçimleri istisnali boykotu, seçimleri tümden boykot anlamina gelmiyor. Kaldi ki DEP'e önerimizde, bazi pilot merkezlerde (bu sadece Diyarbakir da olabilir) seçime girmesi bile var. Herhalde seçimlerde bagimsiz aday olarak çikacak yurtseverler de olacaktir. Devlet partilerinin Kürdistan'da milyonlarla ifade edilen oyunun oldugu, bünyelerinde bir çok yurtsever milletvekili ve belediye baskanini barindirdiklari da bir gerçektir. Bir DYP'li Melik Firat örnegi, bunun en güzel kanitidir. 27 Mart'taki yerel seçimlerde bir çok yurtsever, bu partilerden aday olarak karsimiza çikabilir. Buna sasmamak gerekir.

Bagimsiz adaylara aktif destek vermek, onlarin kazanmalarini saglamak gerekir. Bagimsiz adaylarin seçimlerde kaybi, sadece yerel bir olay kalir. Devletin bunu uluslararasi düzeyde kullanma sansi olamaz. Kazanma halinde ise, önemli bir mevzi elde edilmis olur. Adaylar henüz kesin olarak belirlenmemis oldugundan; bu nitelikte adaylarin var olup olmadigi konusunda bir sey deme durumu içinde degilim. Bu, yerel olarak degerlendirilmesi gereken bir konudur.

Önemli bir sorun da ANAP, DYP, SHP, RP ve benzeri diger partilerden aday olan yurtseverlerin konumlari ve bizlerin tavrinin ne olacagidir.

27 Mart yerel seçimlerinin özelliklerinden biri de, Kürdistan'da devlete açik destek veren asiret reislerinin ve korucubaslarinin, devletin tesvik ve destegiyle aday olmalaridir. Bir çok alanda bunlar, diger partilerdeki yurtsever adaylarin rakipleridir. Yurtsever adaylarin kaybi, otomatikman bunlarin kazanmasi anlamina geliyor. Yerel yöne­timleri bu insanlarin kazanmasi, muazzam olanaklara kavusmasi anlamina gelecek, güçlerine güç katacaktir.

PKK'nin, siyasal parti yasagini genel ve kati bir biçimde uygulamasi durumunda, en çok etkilenen yurtsever adaylar olacaktir. Yurtseverler arasinda herhangi bir çatismaya mahal vermemek açisindan, yasaga en fazla uyum bu kesimden gelecektir. Bu durum PKK açisindan "basari" sayilsa da, ulusal kurtulus mücadelesi açisindan büyük kayip olusturacaktir. Iste o zaman, devletin yerel yönetimlerde görmek istedigi isbirlikçi asiret reislerine ve korucu baslarina kapilar sonuna kadar açilmis olacaktir.

Sorunu bu yaniyla degerlendirmenin yararli olacagina inaniyor; genel ve kati yaklasimlarin, sorunun çözümüne her zaman yardimci olacagina inanmiyorum. Her dogru yanlisi, her yanlis da dogruyu içinde barindirir.

Adaylari yurtsever de olsa, bu partilere dogrudan destek vermeyi önermeyi içime sindiremiyorum. Yapilacak sey dolayli destektir. O da somut durumun somut tahlilinden hareketle, parti yasaklama kararinin bu adaylar üzerinde uygulanmamasi, onlara kendi propagandalarini yapabilme ortaminin saglanmasidir. Halk içindeki ayriliklari derinlestirecek, düsman saflari güçlendirecek yanlislardan kaçinmak hepimizin görevidir.

 

 

 

 

 

1

1