|
"Anadilde Egitim Kampanyasi
Politikada Toptanci Davranisin Getirdigi Yanilgilar"
Her ulus, ulusal
karakterine uygun politika yapar. Elbette biz Kürtler de kendi ulusal
karakterimize uygun politika yapiyoruz. Bunun basinda da toptanci yaklasim
geliyor. Hani "seversen ölümüne sev, nefret edersen de ölümüne nefret et"
kabilinden bir anlayis. Bunun için politik yaklasimimiz çogunlukla "ya
benden ya da düsmandan yanasin" oldu hep.
Türk solundan kopusun
basladigi ve Kürt siyasal hareketlerinin ortaya çikmaya basladigi
dönemlerde, kendimizi dünyanin merkezinde görür, disimizdakileri, günün
jargonuna uygun olarak; milliyetçi, oportünist, revizyonist, Sovyet, Çin ya
da Arnavutluk yanlisi, orta yolcu, Maoist, Gosist, Stalinist, Troçkist ..
olmakla suçlardik. Disimizda olanlarla ortak yanlarimizi görmez,
ayrililiklarimizi hep öne çikarirdik. Dogal olarak bir araya gelip, ortak
hareket etmeyi pek basaramazdik.
Daha önce sözlü ve yazili
propaganda biçiminde kalan suçlamalar, PKK'nin ortaya çikisiyla mahiyet degistirdi.
PKK'li olmayan "haindi". Hele PKK'nin silâhli mücadelesinin dorukta oldugu
zamanlarda, PKK'ya göre; "ya PKK'liydin ya da Türk Genel Kurmay'inin
adamiydin". Türk devleti, PKK'lilar için "Pismanlik Yasasi" çikarirken;
Öcalan da Kürtler için "af" çikariyordu. Bir keresinde Serxwebûn'da
okumustum. Öcalan'in çikardigi "af"la "herkese PKK'ya katilmak ya da biat
etmek için süre veriliyordu. Buna uymayan Kürtler, hain islemine tabi
tutulup cezaya çarptirilacaklardi. Yurtsever hareket içinde olsalar bile,
Kürdistan kurtarildiginda ülkeye girisleri yasaklanacakti...".
Yanilmiyorsam devletin
çikardigi "Pismanlik Yasasi" kadar, PKK da "af" çikarmisti.
Tabi köprülerin altindan
çok sular akti... Öyle ki, PKK, kendisinden olmayanlari sokmayacagi
Kürdistan'i siyasal literatüründen bile çikardi. Ama degismemekte direnen
bir sey var: Toptanci politikaya devam..
Bir ara Avrupa'da
"Kürt-Kürt Diyalogu" toplantilari yapiliyordu. Bunlardan bazilarina ben
de katilmistim. En önemlisi de
Öcalan'in bilinen ifade, savunma ve açiklamalarindan sonra yapilan
toplantiydi. Toplantiya PKK disinda her çevreden ve bagimsiz insanlar
katilmisti. PKK ise, alisilmis tavriyla, yayin organlarinda toplantiyi
"PKK'ya karsi bir komplo" olarak nitelendiriyordu. Halbuki bu tür
toplantilar çok yararliydi. Iyi düzenleme yapildiginda ve genis katilim
saglandiginda, Avrupa'daki Kürtler arasinda verimli bir isbirligi ve
diyalog saglanabilirdi.
Anilan toplantida kisa bir
konusma yapmis ve bu konusmamda; "PKK'nin ne geçmisteki ve ne de simdiki
programini benimsemedigim ve elestirdigim halde, PKK'ya karsi toptan mahkûm
edici, suçlayici ve itici bir tavra girilmemesini, Kürtlerin birlikte
yapabilecekleri çok seyin oldugunu akildan çikarmamak gerektigini.."özet
olarak belirtmistim.
Ikinci kez daha dar bir toplanti
düzenlenmisti. Kürt illegal siyasal örgütleri sürece, daha dogrusu
Öcalan'in yakalanmasindan sonra degisen duruma iliskin degerlendirme
yapacaklardi. Siyasal parti temsilcilerinin konusmasi hep PKK ve Öcalan
elestirisi üzerinde yogunlasti. Zaten sag olsun bizim illegal
örgütlerimizin yirmi yildan beri yaptiklari, PKK ve olusturdugu kurumlari
elestirmek. Konusmalarin özeti; "PKK'nin Türk devletinin isbirlikçisi bir
konuma geldigi ve bu haliyle onunla herhangi bir iliski kurmalarinin söz
konusu olamayacagi" yönündeydi.
Toplantida bir konusma
yaparak bu görüsü elestirmis,
elimdeki parti programlari ve geçmiste yapilan ittifak protokol ve
programlarindan örnekler vererek: "...Parti programlarinizdaki acil ya da
yakin hedefler, sizlerin PKK'nin bugünkü programatik hedefleriyle
ittifakinizi distalamaz...Kaldi ki, bazilariniz geçmiste Kürt sorununda,
bugünkü PKK'nin çok gerisinde
taleplere sahip Türk sol örgütleriyle ittifak yaptiniz. Türkiye
Komünist Partisi, Kürt sorununda PKK' dan
daha ileri taleplere mi sahipti?..." diye sormustum.
Bu görüslerimden ötürü hem
söz konusu toplantilarda ve hem de sonralari epeyce elestiri almistim. Ama
ben görüslerimde hep israr ettim. Nitekim siyasal yasam, Kürtçe anadil
kampanyasinda oldugu gibi, ortak paydalari öne çikaran bu yöndeki
görüslerin hakli oldugunu ortaya koydu.
Günümüzde "Kürtçe Egitim
ve Ögrenimi için Kürt Ögrencileri Girisimi" anadilde egitim kampanyasi
baslatti. Basarili bir kampanya sürüyor. Tam birlikte örgütlenme söz konusu
olmasa bile, her çevreden destek gördü. Kampanyaya destek çig gibi büyüyor.
Kampanyacilara yapilan baskilar çesitli basin organlarinda elestirilip
kinaniyor. Tüm bunlar çok sevindirici
gelismelerdir.
Devlet bilinçli olarak;
"kampanyanin arkasinda PKK'nin oldugunu, siyasallasmada bir adim olarak
kullandigini" belirterek, kampanyayi soyutlamaya çalisiyor. Televizyonlarda
ayni konuyu isleyen programlar yapiliyor. Fakat tutmuyor. Tutmaz da...Çünkü
anadil ve benzeri demokratik istemler devletin asil topugudur. Kampanyaci
Kürt ögrenciler devleti asil topugundan vurdular. Mütevazi bir insan hakki
talebi karsisinda, MGK'si, polisi, askeri, üniversitesi, mahkemeleri,
basini ile tüm devletin ayaga kalkmis olmasi bundandir.
Bir Kürt siyasal
organizasyonu olan PKK'nin, Kürt ögrencilerinin baslattigi "anadilde
egitim"kampanyasini desteklemesinden daha dogal ne olabilir? Bu, O'nun bir
yerde varlik nedenidir. Desteklemese ayiplanmasi gerekirdi. PKK'nin
destegi, kampanyayi daha da güçlü kilacaktir. Bence anadil kampanyasi, tüm
Kürtlerin birlikte hareket etmesini ve isbirligini saglayabilecek bir harç
olusturmustur. Bu harci birlikte yogurmaliyiz. Dil bir ulusun en önemli
varlik nedenidir. Yüzyila yakindir dilimiz, Türk devetinin saldirisi
altindadir. Uluslararasi konjonktür, anadilimizi tamamiyla olmasa da,
devletin tasallutundan kurtarmaya elveriyor. Bunu iyi ve çok akillica
kullanmaliyiz. Hiç olmazsa, anadil konusunda önyargilari ve toptanci
degerlendirmeleri bir yana birakmaliyiz. Üniversiteli Kürt ögrencilerinin
yaktigi anadilde egitim kampanyasinin mesalesini birlikte ileriye
tasimaliyiz.
Rusen Arslan Almanya,
3 Subat 2002
Bu makale http://www.kurdinfo.dk/ 'da yayinlanmak
üzere yazilmistir
|